Rock n Roll

04 Şubat 2010 Perşembe

bıçak / kemik


Biz Beşiktaşlıyız
Sizin Olsun Oyunuz
Cuma 20:15'te
Kutlayın Artık Biz Yokuz

Var Mısınız
Yokluğunuzu Hissettirmeye..?


Bir Beşiktaş taraftarı tarafından samimiyetini, aşkını ortaya koyan tüm Beşiktaş taraftarına çağrıdır; bulunduğumuz tribünleri 15. dakika itibariyle terk ediyoruz.

Kapalı Tribün: Eski Açık Tarafında
Eski Açık 1: Kapalı Tribün Tarafında
Eski Açık 2: Numaralı Tribün Tarafında
Numaralı: Bireysel
Yeni Açık: Kapalı Tribün Tarafında yer alıp çıkışa yönelebilirler.


Biz Böyle Bir Futbol Düzeni İs-Te-Mi-Yo-Ruz!


Bu varsa, biz yokuz.

Biz "Galatasaray'ın kalitesi vardır, bu arkadaşlar Galatasaray'ın geleceğinde söz sahibi olamazlar" diyen zihniyetle de mücadele ediyoruz, Aziz Yıldırım'ın imparatorluğuyla da.

Zira yok bunların birbirinden farkı.

Taraftar Yoksa Futbol Da Yoktur.

Bilmiyorlar, anlamıyorlar.

Nasıl anlatacaksın? Tezahüratla anlatamadın. Konuşarak anlatamadın.

Giderek anlatacaksın.

En ufak bir şiddet göstermeden...

Sessiz, sakin, kendinden emin...
 

02 Şubat 2010 Salı

çiçek abbas

şakir (sener sen)- asiksan vur saza, soforsen bas gaza

abbas (ilyas salman)- sevene can feda, sevmeyene elveda

şakir- sen batan bir guneş ben yollarda çilekeş

abbas- şöförün bahti kara muavvinin gönlü yara

şakir- gaz, fren, şanzıman halim duman

abbas- sev beni seveyim seni

şakir- aşk bir otobüstür binmesini bilmeli

abbas- son durağa gelmeden inmesini bilmeli

şakir- bana hava atma!

abbas- havan kime yabanci?

şakir- kapilma ruzgarima sen de aldanirsin

abbas- sollama beni sollarim seni

şakir- gecme beni ezerim seni

abbas- dünya dikenli bir hayat sevenler de mi kabahat?

şakir- yaklaşma toz olursun geçme pişman olursun

abbas- çilemse çekerim kaderimse gülerim

abbas- istedim vermediler sen şöförsün dediler

abbas- emegimiz bilek zoru allahim sen bizi koru

abbas- aşk bir sudur iç iç kudur

abbas- aşkı çekene derdi bilene sor

abbas- aşk çekenin yol gidenin

abbas- kabahat sen de değil seni sevende

abbas- neaaaabeeer!!!

01 Şubat 2010 Pazartesi

kalbimin tam orta yerinde büyük bir yangın var alevler içinde..

31 Ocak 2010 Pazar

yetmez (nokta)

Hayaller, Kırıklıklar, Şehir....


Zor geçen bir haftadan sonra haftasonum biraz daha keyifli olabilir belki diye düşünürken; Cuma akşamı öyle olmayacağını anlayarak eve geldim. Bütün bir yıl boyunca arkasında durarak savunduğum ve güvendiğim birkaç kişinin aslında güvenilmez olduklarını anlamam biraz travma etkisi yaratmadı değil. Üstünede birkaç kişi birden ben sana demiştim dediğinde aptallığımı tescillemiş oldum aslında. Tüm bu hissedilenlerle birlikte kendimi uykuya bırakmaya çalıştım ama olmadı.

Bütün bir Cumartesi ve Pazar gününün bu saatine kadar kendimi bir boşluğa bıraktım. Hiçbişey düşünmek istemedim. Ne yapacağımı, nasıl davranmam gerektiğini, bilmiyorum. Aslında hiçbişey yapmak istemediğime karar verdim sanırım. Ne olacaksa olsun demek ve hiçbişey düşünmek istemiyorum galiba. Geçen bir yılı sürekli kontrollü davranmaya, sakin olmaya, tüm yapılanlara göz yummaya çalışarak geçirdiğimden sanırım, şu an bu satırları yazarken yapmam gerekenin hiçbişey yapmamak olduğuna artık kesinlikle eminim.


Tüm bunları yaşarken bir yandan da Pazar sabahımın hiç değilse 1 saatini keyifli geçmesine sebep olan bir program yakaladım Tv'de. Trt Türkte yayınlanan Kentler ve Gölgeler programında çok sevdiğim şair-yazar Konstantinos Kavafis ve hayatını geçirdiği şehir olan İskenderiye vardı. Yine çok sevdiğim Meral Okay hayranı ve okuru olduğu bu şairi yaşadığı ve öldüğü bu şehirde çalıştığı binaya, kahvesini içtiği kahve'ye, şiirlerini yazdığı çalışma odasına, ömrünün son günlerini geçirdiği hastaneye giderek anlattı yaşam öyküsünü. Kavafis'in ailesi aslında Fener-Rum doğumlu. Kısa bir sürede olsa İstanbul da yaşamış ve asıl memleketi olarak her zaman burayı görmüş. Hiç sevmediği halde 32 sene boyunca Bayındırlık Bakanlığında memur olarak çalışmış ve hayatını İskenderiyedeki 4 ile 5 sokak arasında kurmuş. Evi, işyeri, gittiği kulüp, hastanesi ve bağlı olduğu kilisenin bulunduğu tüm yerler aynı cadde üzerindeki sokakta konumlanmış durumda. Onun için çok zor olsada İskenderiye'yi vatanı olarak kabul etmiş ve kendisinin en çok sevdiğim şiiri kaleme almış.




Şehir




Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim', dedin


'bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.


Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;


-bir ceset gibi- gömülü kalbim.


Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?


Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,


kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,


boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.'




Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.


Bu şehir arkandan gelecektir.


Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,


aynı mahallede kocayacaksın;


aynı evlerde kır düşecek saçlarına.


Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.


Başka bir şey umma-


Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,


öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.




Ömrümüzü böylece tüketiyoruz işte. Nereye gidersek arkamızdan gelecek bir şehrimizin olması bir şans ama...


30 Ocak 2010 Cumartesi

daddy cool


güzel adama güzel şarkı! içimden geldi.

29 Ocak 2010 Cuma

..

galibiyetle mağlubiyet arasındaki ince kırmızı çizgi.. bu akşamki 3 puanı istemek mi daha beşiktaşlı yapar, isterken boğazın düğümlenmesi mi? bir maçtan alınan 3 puanla, yeni bir aya yeni bir umutla uyanabilmek arasındayım!

28 Ocak 2010 Perşembe

borç kapandı!


Demirören, verdiğim parayı geri alacağım.. Bu para benim çocuklarımın parası diyor...Demirören, seçilmezse parasını ertesi günü istiyor...
Seçilsin ya da seçilmesin kimin kime borcu var noktasında anlaşamayacağımıza göre...
Demirören bu paraları nasıl harcadı?
Futbolcu alırken...
O zaman...
Tabata: 8 milyon Euro: 11.2 milyon dolar
Zapatocny: 4.5 milyon Euro: 6.3 milyon dolar
Delgado: 7.7 milyon dolar
Schildenfeld: 2 milyon Euro: 2.8 milyon dolar
Toplam 28 milyon dolar eder...
Bonservisleriyle Demirören alsın bu 4 futbolcuyu...
İster evinin bahçesinde çocuklarıyla oynatsın, ister satsın...
40-28=12 milyon dolar kalıyor geriye...
Sayesinde Del Bosque’ye ödenen para da 12 milyon dolar...
Hesap kapanmış olur...

nilay yılmaz / 28 Ocak Perşembe 2010  @ milliyet

27 Ocak 2010 Çarşamba

Şakir ECZACIBAŞI'nın Ardından...


Söyleyecek çok da fazla bişey yok ardından... Kültüre, sanata ve İstanbul'a bu kadar gönülden bağlı bir kişi daha var mıdır ya da İKSV artık eski İKSV olabilecekmidir bilinmez. Ama iyiki onun yaşadığı bir İstanbul da genç olabilmiş ve festival nedir nasıl olur öğrenmişim. Kişisel tarihim için büyük kayıp ve üzüntü nedenidir. Başımız sağolsun...

Bir Larry Brown Klasiği


Takımızında herşey kötü gidiyor.. Bir türlü maç kazanamıyorsunuz. Kadro istikrarınız yok. Maç kaybetmek en büyük alışkanlığınız olmus ve play-off'un ucundan bile geçmiyorsunuz..! Böyle bir durumdayken en önemli kurtuluş reçetelerinden biri olsa gerek Larry.. Indiana - Philadelphia - Detroit ve şimdi Charlotte.. Başına geçtiği takımlara özellikle Detroit ve Charlotte olmak üzere ligin en iyi savunmasını yaptırmasıyla yepyeni kimlikler kazandırdı. Detroit efsanesi anlatmaya pek gerek yok. Nitekim Larry Brown'un gelmesi ile başlayıp, 2004 sampiyonlugu ile tavan yapıp Larry Brown gittikten sonra çökmeye başlayan Detroit Pistons'ı yaratan adamdı. Şimdi ise en önemli özellikleri savunma yapmak olmayan oyuncular ile ligin en iyi savunma takımını yaratıı. Yani Charlotte Bobcats'i..


Raymond Felton, Stephen Jackson, Gerald Wallace, Boris Diaw ve şu sıralara sakat olan Tyson Chandler.. Larry Brown da bu oyuncuların profiline baktığında bol skor üretemeyeceklerini anlamış olsa gerek onlara her gittiği takımda yaptığı gibi savunma yapmayı öğretmiş. Belki de Bobcats yönetimi bu takıma savunma öğretilmesi için Larry Brown'u seçti. Özellikle forvet savunmasında Wallace ve Diaw ikilisi rakibin en önemli skorerlerini kilitlemede büyük rol üstleniyor. Wallace'ın bu yıl 11 rebound ve 1.2 blok ortalama ile savunmada kilit isim olurken, sakatlık sonrası düzgün bir Tyson Chandler de pota altını karartacaktır. Stephen Jackson draftı ile hücum hattını da güçlendiren Bobcats önümüzdeki yıllar için umut veriyor.
Bu yıl için play off şanslarına gelince Doğudaki muhtemel rakiplerinin Orlando, Boston, Atlanta üçlüsünden biri olacağını düşündüğümüzde, ki Clevland'ı 1. olacağından ve Bobcats'in 8.ci olmayacağından dolayı bu rakipler arasında saymıyorum, Bobcats'in bu yıl işi oldukça zor. Belki dağınık bir Orlando'yu eleme şansları olabilir. Bunun dışında Atlanta ya da Boston zorlanmadan Charlotte karşısında isimlerini konferans yarıfinaline yazdırırlar. Önümüzdeki yıllarda başarılı olmaları için iyi ve skorer bir pota altı oyuncusu draft etmeleri gerekmekte. Savunma ve hucümda etkili böyle bir oyuncuya sahip olurlarsa işte o zaman Doğu'da en önemli şampiyonluk adayları arasına girerler. Go Bobcats!

25 Ocak 2010 Pazartesi

mr fourth quarter


Hedo sezon başında Toronto'ya transfer olduğunda ben elbette bu yeni Avrupa denemesi üzerinden kurulan oluşum için çok önemli bir saha içi liderine sahip olabileceği düşüncesine kapılmışdım. Sezon başından beri 8-15 arası sayı ve 5 li rebound ve asist sayıları ile 11 milyon doların hakkını vermediği açıkça belliydii. Bu sabaha karşı yine bu sıradan performanslarından birini sergilerken, son saniyelerde tüm sorumluluk bana ait diyerek Orlando yıllarından kalan bir son top kullanma özverisi ile Toronto'nun pazar günleri galip gelme ritüeline katkıda bulundu. Hedo sezon başından beri yaşadığı sıkıntılı form grafiğini belki bu maçta yaşadığı güven ile daha üst seviyeye çıkaracaktır, lakin son bir kaç yıldır genelde form düşüklüğünü all star sonrası 10-15 maç olarak belirleyen Hedo, bu sene bu garabeti tersine çevirerek daha üst seviyede bir performans göstererek en azından, beni geçtim uğruna feda edilen o milyon dolarlık kontratın bir nebze olsun hakkını verecektir. Bu arada geçen sezon Courtney Lee felaketini hatırlayarak potaya giden Hedo'nun da maç sonunda Lakers'a karşı kazanma isteği hafif gülümsemeler ile izlenmedi değil....

stay with us harry


bugün gazetelerde çıkan haberlere istinaden bir çok blogda başlatılan kampanyaya benimde destek vermemem olmazdı. Daddy Cool bugün çıkan haberlere göre Gs takımının 8. yabancı kontenjanından Giovanni Dos Santos uğruna feda edilecekti. Gerçi daha sonra başkan Polat farklı şeyler söyledi ama her ihtimale karşı ; Stay with us Harry ......


Harry Kewelll Gs takımının en önemli unsurudur şu anda, aman diyim kendisi hakkında gidici düşüncelerine kapılanlara. Bu her kim olursa olsun tepkimiz fena olacaktır ey Gs yönetimi ve Daddy Cool bizimle kalacaktır! sakın ola gönderilmesini geçtim , düşüncesi bile hiç bir dimağa düşmesin. Kısacası Daddy Cool giderse olmayan çocuğumu kesmeye bende razıyım.....