oralarda nasılsın kazım




Birgün gazetesinden,


O, sahnede en güzel aşk şarkılarını söylerken hüzünlenecek, kemençenin, tulumun sesiyle coşacak, birlikte horona duracaktık. Olmadı. Bütün sevenlerini arkasında bırakarak bir haziran günü sonsuzluğa gitti

Fatih Sultan Kar

O yaşadı. Yollar gördü yaşadığını. Şarkılar, türküler gördü. Çocuklar, gençler gördü.Hayallerine ve cesaretine güvendiği, arkadaşlarım dediği gençler... Onun tılsımlı sesine ve müziğine kendini bırakan gençler... Gördü. Ama o gitti.
Dağları, denizleri, gökleri bize bırakarak... Baharları, yazları, kışları, kuşları, balıkları, kedileri... Şarkıları, türküleri, yolları bize bırakarak gitti.
Yaşama en çok yakışan Karadeniz’in hırçın çocuğu sonsuzluğa uçtu. Kuşlar kadar özgür artık tanıdık bildik göklerinde. Doğduğu, büyüdüğü topraklara, Hopa’ya uğurladık onu. Oysa ne çok sevgimiz vardı ona verebileceğimiz. Ne çok coşkumuz, yürek atışımız, konserlerde paylaşabileceğimiz. O, sahnede en güzel aşk şarkılarını söylerken hüzünlenecek, kemençenin, tulumun sesiyle coşacaktık. Birlikte horona duracaktık. Trabzonspor’un yeni devrimlerine şahitlik edecektik. Olmadı. Arkadaşlarım dediği dinleyicilerini, bütün sevenlerini arkasında bırakarak bir Haziran günü sonsuzluğa gitti. 25 Haziran 2009 Kazım Koyuncu’nun dördüncü ölüm yıldönümü.

Hatıralarda yaşıyor
Ardından çok şeyler yazıldı, ağıtlar yakıldı, şarkılar yapıldı. Koyuncu ailesi, Kazım’ın hatıraları ile yaşıyor. Onun, ona yakışır bir şekilde yarınlara taşınmasının mücadelesini veriyor. Babası Cavit Koyuncu, annesi Hüsniye Koyuncu, ablası Canan Erdem, ağabeyleri Hüseyin, Orhan, Oğuz ve kardeşi Niyazi Koyuncu bize Kazım Koyuncu ile ilgili hatıralarını, düşüncelerini anlattı.

‘Kazım doğduğunda da adamdı’
Cavit Koyuncu (Babası): Kazım, çocuk gibi doğmadı. Kazım, doğduğunda da adamdı. Siyasala gitmişti. Dershaneye filan gitmeden kazanmıştı okulu. Sonra Toktamış Ateş'le takışıyor. Okulu bitiremiyor. Ama hiç yanlış bir şey yapmadı o. Bana dedi ki, ‘Baba ben hiçbir zaman senin yüzünü karartacak bir şey yapmam, gurur duyacaksın benimle.’ O Taksim'de kalırken ben de istanbul'a gittim. Gece geç geliyordu. Kapkaççılar vardı, tinerciler vardı. 'Oğlum sen geç geliyorsun. Benim uykularım kaçıyor. Kapkaççılar var' dedim. 'Baba onlar benim sevgilim, bana bir şey yapmazlar ki. Param olunca para da veriyorum onlara' dedi. Ondan sonra hafifledim. Yine bir gün istiklal Caddesi'nden Taksim'e doğru çıkarlarken yaşadıklarımız beni çok etkilemiştir. Bir anda simsiyah bir adam karşımıza çıkar. Adam adeta çamura batmış, elbiseleri kir pas içinde."Canım Kazım" diyerek iki yanından öper Kazım'ı. Ben Kazım'ın vereceği tepkiyi beklerken Kazım da aynı heyecanla adamı öpmez mi. işte Kazım böyleydi. Ben Türk Sanat Müziği’ni çok severdim. Fakat alıştım, çok seviyordum onun müziğini de. Bilgisayarında benim kocaman bir resmim varmış. 'Ne yaptın oğlum?' dedim. 'Baba bilgisayarla uğraşırken sana bakıyorum ve sana ters olan şeyleri yapmıyorum' dedi.

Ağaçtan gitar, tenekeden davul yapardı’
Hüsniye Koyuncu (Annesi): Hangi tarafa baksam Kazım’ı görüyorum. O çocukluğunda da adam gibi davranırdı. Halasının eşi ona doktorunun adını verdi. Onun gibi yüksek bir adam olsun diye. O da çok yüksek bir insan oldu. ilkokulda öğretmeni onunla arkadaşlık yapardı. Bir gün babası öğretmenine “Yahu sen bacak kadar çocukla neyi konuşuyorsun’ demiş, o da eşime “işime karışma, Kazım çocuk değil adamdır” diye cevap vermiş. Yaşlı insanlarla konuşmaya bayılırdı. Onlara hep bir şeyler sorardı. Hep öğrenmek isterdi. Bazen öyle sorular sorardı ki insanlar cevap veremezdi, şaşırırdı. Ağaçtan gitar, tenekeden davul yapardı. Babaannesine, “Bana atma türkülerden öğret” derdi. Babaanne ona “atma türki atarum / yüreğuni yakarum / eski çaruklaruni / boğazuna takarum” derdi. Kazım da ona atma türkülerle cevap verirdi. Kardeşi Niyazi küçükken Kazım diyemez “kaki, kaki” diye çağırırdı onu. ismi o yüzden “Kaki” kaldı. Çocukluğu Pançol’da geçti. Çay toplamada yarış yapardı, bizi geçerdi. Ağabeyi Hüseyin’i geçer ve ona “tembel” diye takılırdı. Bize kıyamazdı, alım yerine bile çayı o getirir satardı. Hastayken istanbul’a gittiğimizde “sarılamayacağız” dedi. Uzaktan el salladı. Maske ile geziyorduk evde. Bir keresinde sarıldı öptü beni Kazım. “Sarılma” dedim, “yok” dedi, “anam bi iyi öpeyim.” O, son öpmesiydi.

‘Hayat kaynağımız, her şeyimizdi’
Canan Erdem (Ablası): 2004 yılı anneler gününden bir gün önce eşim ve çocuklarımla istanbul'a gittik. Canım kardeşim de Karaköy iskelesinde bizi almaya geldi. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Bana “Abla anne olduğundan beri hiçbir anneler gününde yanında olamadım. Hadi sana güzel bir hediye alayım” dedi. Israrla “gerek yok” dedim. Ama iyi ki almış, benim için ondan değerli bir şey yok. Anneme de hediye aldı. Eve dönerken üniversiteli bir öğrenci “Kazım abi” diyerek boynuna sarıldı ve utanarak , “Abi öğrenciyim annemin anneler gününü kutlamak istiyorum telefonunu kullanabilir miyim?” dedi. Elini cebine soktu. “Nakit sanırım üstümde yok bir bakayım” dedi. Baktı ki cebinde 5 lira kalmış. Onu da öğrenciye verdi. Çocuk “Abi sen çok başkasın” diye sarıldı. Teşekkür etti. Sonra gülerek bana dönüp “Ablası yol parasını sen verir misin?” dedi. Yolda yürürken de “Abla, öğrencinin parası olmaz. Öğrenci olduğum yıllarda ne çok şeyler isteyip alamamıştım. Şimdi imkânım oldu. insanlara yardım etmek istiyorum. Hele biraz daha imkân el verirse çok şeyler yapacağım. Çalışıyorum, yoruluyorum ama sokağa çıktığımda insanların sevgisi beni çok mutlu ediyor. Ben popüler olmak istemiyorum. Hep güzel şeyler yapmak istiyorum. Başarmaya çalıştığım projelerim var inşallah her şey güzel olacak” dedi. Kısacık ömrüne sığmadı. Bizi yaşadığı sürede çok gururlandırdı, mutlu etti. Sonra lanet hastalık öyle bir acı verdi ki hayatın tadı kalmadı. Bizim gururumuz, hayat kaynağımız, akıl küpümüz, her şeyimizdi. Onsuz yaşamın tadı yok. Canım kardeşim seni anlatmak çok zor, seni çok özlüyorum. Her geçen gün yüreğim daha çok yanıyor. Seni kaybetmenin 4. yılında seni hasretle, özlemle anıyorum.

Onun muhabbetini çok özlüyorum’
Hüseyin Koyuncu (Ağabeyi): Çocukluğu oldukça hareketli geçti. O zamanlardan belliydi kişiliği. Sürekli kitap okurdu. Gittiği yerde hemen sorardı: "Burada yaşlı adam var mı?" Yaşlılarla sohbete meraklıydı. Yabancı müzik gruplarını araştırırdı. "Ağaçtan gitar yapalım, tenekelerden davullar yapalım" derdi. Grup kurardık. Hopa küçük bir yer. Kazım'ın üniversiteyi kazanması o dönem itibarı ile büyük bir sevinç uyandırmıştı. Arkadaşları gelir, "Bere mu ikips?" (Çocuk ne yapıyor?) derlerdi. Babam da "kaval çalıyor, kaval çalmaya devam ediyor" derdi. Üniversite yıllarında babam okumasını çok isterdi. Kazım ise " Kaymakam, vali olacağım da ne olacak" diyordu. Babam ilk başlarda bu duruma karşıydı. Ama her zaman onun yaptıklarının arkasında oldu. Ben Kazım'a "beşgöz" derdim. Yüzünde göz hatları daha çok ön plana çıkıyor gibi gelirdi bana.
O, sanatçılığı, sanatçı duruşu ile bize güzel bir miras bıraktı. Bu mirasın siyasi çekişmelerin, istismarların içine çekilmesine hiçbir zaman müsaade etmeyeceğiz. Kazım, şarkıları ve yaptıklarıyla sonsuza dek yaşayacak. Onun muhabbetini çok özlüyorum. O’nu anlayarak anlatmaya çalışan herkese ve özellikle hastalığı sürecinde hep yanında olan, Kazım' ın "tüm güzel şeylerin sebebi" dediği Gönül Bozoğlu'na kucak dolusu sevgilerimi sunuyorum.

‘Kazım gönüllerde yaşıyor’
Orhan Koyuncu (Ağabeyi): Müzikle öyle pek iç içe değilim. Ama Kazım’ın şarkıları başkaydı, özeldi benim için. O, şarkılarında halkın sesi oldu. Onun gibi düzgün, sağlam bir kardeşimin olması beni hep gururlandırdı. istanbul’da yaşıyordu. Onu hep özlüyor, memlekete gelmesini bekliyorduk. Hâlâ bir gün çıkıp gelecek gibi düşünüyoruz. Şarkıları, hatıraları ve sohbeti ile gönüllerde yaşıyor.

‘Her kesimden insanın sevgisini kazandı’
OĞuz Koyuncu (Ağabeyi): Kazım’ın mezarını ziyaret eden, anmasına katılan her kesimden insanı sevgiyle kucaklıyoruz. Çok arzu ettikleri halde gelemeyen, ziyaret edemeyen insanlar var. Onlar Kazım’ı gönüllerinde yaşatıyorlar. Kazım, giderken bir mesaj bırakmıştır. Popüler olma düşüncesinden hep uzak durarak sanatçı duruşu ve kişiliği ile çok geniş kitlelerin ve her kesimden insanın sevgisinin kazanılabileceğini göstermiştir. Bizler, her yıl ona yakışır bir şekilde onu anıyoruz. O şarkıları ve bütün güzellikleriyle gönüllerde yaşıyor.

‘Seni çok özlüyoruz. Kardeşin Niya’
Niyazi Koyuncu (Kardeşi): Uyandığımda onun gitarı, onun fotoğrafları ve ondan kalan birçok anı, bu zamansız gidişin verdiği ıstırabı yeniliyor bir anlamıyla. Hastane odasında bana verip de tutamadığı, beni ilk kez kandırdığı sözü beliriyor zihnimde: “On beş sene garanti, hatta kırk dokuzu buluruz” demişti gülerek. Köyümüzdeki Nuri Amca’nın lafıydı bu. Beni biraz olsun rahatlatmıştı ve gözümdeki yaşlar yerini masum sevince bırakmıştı. “Yani Niya, anlayacağın hastalığım pek ciddi bir şey değil aslında.”
On beş sene o kadar kısa bir zaman ki, bu sürede ona nasıl doyabilirdim ki… Keşke kırk dokuzu bulabilseydi. Ne yazık ki o altı ay yaşayabildi ve bana ilk defa yalan söyledi. Seni çok özlüyoruz. Kardeşin Niya…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mr fourth quarter

Büyükler için Masal ( + 18' den - 5 'e )