bir yalnız nişantaşlı

Ben sıkıldım. Şu adamın her sualinde, her eleştirisinde aynı sorunla karşılaşmasından gına geldi. Gözüme geldikçe okurum, köşe yazarları arasında dolaşır, biraz da yönlendirilen polemiklere usulca uyarak önce birini, sonra diğerini okuyarak, birbiri ardına giden sürtüşmelerde sonlandırırım bu süreci. Ama ne zaman Ahmet Hakana gelse sıra gördüğü muamele, çakma nişantaşlı, sonradan görme, sonradan beyazdan öteye gitmez. Adam kendisini yırtsa tamam haklısınız “ben sizin dediğiniz gibi birisiyim: çakmayım, sonradan görmeyim, siz asilsiniz, soylusunuz, yeter ki cevabımı verin!” desede aldığı cevap “ahaha gördünüz mü işte çakma!” dan öteye gitmedi gördüğüm kadarıyla. Barlasla kısa bir süre önce yine vuku bulmuştu ve son olarak Mehmet Aslantuğ’un “kuduz” benzetmesiyle son buldu. Bu adam her kime, hangi tarafa soru sorarsa sorsun aynı, “döneksin işte!” özetli muamelesiyle karşılaşmayı hakediyor mu peki? Bence hayır. Sırf bu karşılaştığı tavır yüzünden her gün acaba bugün kimden aynı cevabı almış diye bakar oldum yazılarına ve her seferinde geçmişiyle yargılanmasını, sonradanlığının gözümüze sokulmasını can sıkıcı bulmaya başladım: birilerine soru sorabilmek, eleştirebilmek için aynı sınıfta yer almak, çocukluktan, hatta o da yetmez kimilerine, anadan, dededen aynı sınıfın hayatını yaşamak gerekliliği aranıyor?
Biraz da kendimi görmüyor değilim hani? Büyüdüğü ortamla yavaş yavaş oluşan fikir ayrılığı neticesinde bambaşka hayallerin sahibi, başka bir hayatın sahibi, ya da sahip olmak isteyeni. Hatta bana göre kendisi bunu başarabilmiş bile sayılır. Görüş olarak da kalıplaşmış fikirlere körü körüneden çok, hepsinden işe yarayanı ayıklamayı tercih ederim. Ahmet Hakan’dan yola çıkacak olursak, her kişinin yaptığını her seferinde beğenmek gibi bir yanlıştan çok, ayrı ayrı beğenisini dile getirmesini biliyor. Birinin bir filmini beğenmesi, göklere çıkarması bir sonraki filmini de beğeneceği anlamına gelmiyor. Yazı, davranış ya da sözünü sevdiği, övdüğü birisini kombine beğenmek yerine her seferinde ele alması, ne yalan söyleyeyim bana daha objektif geliyor. Doğru ya da yanlış, katılıyorum ya da katılmıyorum demiyorum. Sadece daha samimi. Ee haliyle sevmeyeni de çok oluyor.
Demem o ki artık bırakın çakma mı, değil mi, sonradan mı, önceden mi görme, sadece soruya odaklanın, bırakın kimliğinde ne yazdığını da, sadece cevap verin, ya da neden öyle olmadığını anlatın. Yeter ulan.

Yorumlar

ekeseli dedi ki…
Bu yorum yazar tarafından silindi.
cüzzamlı melek dedi ki…
"Büyüdüğü ortamla yavaş yavaş oluşan fikir ayrılığı neticesinde bambaşka hayallerin sahibi, başka bir hayatın sahibi, ya da sahip olmak isteyeni. "

kendi adıma, bu herife gıcıklığım "sahte oluşu"ndan gelmektedir. yukarıda bahsettiğin şeye eyvallah ama samimiyet varsa... kendini kasmakla olmuyo bu işler...
don kişot dedi ki…
tanıyanlara sormak lazım "samimiyetim" için. kendime samimiyim ama dışardan bakana sormak lazım.
ahmet hakana gelirsek, bana daha çok dünü sahteymiş, samimi olan bugünü gibi geliyor.
ado dedi ki…
ben daha bu adamın ne oldugunu anlayamadım zaten ne oldugu bellide değil
don kişot dedi ki…
önemli olan nokta da bu: belli olmaması, - cı, -ci, - ist gibi eklerle bir yana yanaşmamak bahsettiğim yanlızlığa ve insanların sevmediği güvensizliğine neden oluyor olabilir. fetocu, ergenekoncu, partici, cemaatçi olunca seven sevmeyen bir oluyor, ne olduğun belli oluyor yani:)

Bu blogdaki popüler yayınlar

mr fourth quarter

Büyükler için Masal ( + 18' den - 5 'e )