shuffle mode on football

Süper Lig zamanlamasına hayranım. Lig çok hareketli gerçekten ama daha çok yedek kulübesinde, şeref tribününde bu hareketlilik. Eskişehir, buca, galatasaray..
Önümüzde zor iki maç var: porto ve kayseri. Tek korkum olur da mağlup olursak bu durumun bize de yansıması, sezon başından beri destek sözlerini ağzından esirgemeyen yönetimin kısa bir geçmişine göz gezdirirsek “arkasında” sözcüğüne anlamlandırdığımızın dışında anlamlar yüklediklerini görüyoruz ne yazık ki. Zira Adnan Polat’ın NTVye konuk olduğu programda ağzından duyduğumuz “sözleşme yenileme”nin bu topraklarda kulüp yönetiminde ne anlama geldiğini şu günlerde çok daha iyi anlıyoruz. Üşüyorum Şuster Reyis!
genel hoca konusundan Reykarda ve yönetimine değinelim: bir takım maç kaybedebilir, örneğin beşiktaş son maçlarını kazanamıyor ama oyun kimliğinden, çabadan ötürü kimse sesini çıkarmıyor, istikrarın i sine hasret olan bize, ve bana zerre dokunmuyor bu mağlubiyetler ya da sıralama şu anda. üstüne titrenen kimlik çalışması bu haliyle ve oluşturulan ekibin iyi niyetiyle birleşince dsesteği hakediyor. Peki Reykard gerçekten kötü mü? Ben kendisinin hocalığından çok, futbolcuların özverisinden dolayı bu sorunların daha sık yaşandığını düşünüyorum. Bu işten milyon dolarlar kazanıyor, haftada sadece 1 maç yapıyorsa bu insanlar bütün gücünü, özverisini yansıtmak zorunda. kimin yedek kaldığı, oynatılmadığı sorunuyla uğraşmak, gruplaşmalar sadece galatasarayın değil milli takım hocasının koltuğunu altından alacak kadar futbolumuzun içinde. Son dönemlerinde bu tür dedikoları Hakan Şükür dönemi zirvesiyle beraber Gsde sıklıkla görüyoruz. Sorunun salt hoca değişikliğinden daha öte, derin bir yapıda gizli olduğunu düşünüyorum. Ya da içinde Baros, Misimovic, Cana, Kewell, Arda, Neilli barındıran bir takımı oynatamamak gerçekten beceriksizlik?
Baştada belirttim lig saha içinden çok dışında aksiyon barındırıyor: yönetim, yedek kulübesi, medya ve tabi değeri giderek yükselen ara transfer dönemi! Klose, Robinho, Adebayor, Raul ve saire. Beşiktaş için adı geçen isimler. Orayı burayı okuyup bunların biraz olsun doğru olduğunu varsayarak, ee biraz da adalının “transfer bitmez” sözünü referans alarak söyleyeceklerimizin kaynağını belirtelim. Medyayı “yalan haber” yapıyor diye kara tahtaya yazmak değil niyetim, zira talebin geldiği nokta, görmeyi istemesek de burası maalesef. Aksi halde fotomaç, fotospor, milliyet, hürriyet uzar gider.. en sona yayıncı kuruluşu koyalım: lig Tv. Onlarca isim, kulüplere boşuna yamalanmıyor tabi, reytingler, rakamlar ortada; seviyoruz, hoşumuza gidiyor hayalleriyle yaşamak, arkadaş arasında haber gösterip caka satmak.
Bu kadar yabancısı ve 6+2+2 kombinasyonuyla bile sorunu olan oyuncu yapısının transferden önce yapılanma sorunu vardır. Ki daha öncelikli bir sorun-çözüm işine kalkılacaksa yerli oyuncu kalitesi gündeme getirilip iyileştirme çalışmaları yapılabilir. Bu noktada forevt oyuncusundan ziyade yerli ya da gurbetçi oyuncu, tabi özellikle de defans hattına yoğunlaşılması belki medyanın işine gelmez, istenilen sükseyi vermez ama bir “gelecek”se bu yapılanmanın ürünü üstüne titrenmesi gereken konu önceliği bu olmalıdır. Sanırım takımda Sivok’unda döneceği beklentisiyle, Ferrari – Fink kaybedenlerine karşı son +2 nin sınırlarını forvet veya defanstan bir oyuncuyla yenileyecek ama anladığım limitler yine bardağın taşma sınırlarında gezinecek. Gelen Adebayor ya da Robinhoda olsa arkasında Erhana, Ekreme, Stoperde Toramana emanet olacağız.
Sene başlangıcındaki ümilerle de belirgin bir sorunum bulunmakta; evet yapılan işlerin doğruluğuna inanmak, ve inançla gelişmeleri beklemek, takip etmek sevindirici ama bir yandan da elde edilen popülerliği kaldırmak gerekiyor. Bu seneki beşiktaş atağının, medyatikliğinin getirdiği ve taşınamazsa, daha doğrusu “hava” denen olgunun erken bir olumluluk yaratması (bkz: geçen seneki galatasaray ve bu sene beşiktaş) halinde gelinen nokta pek de havadar olmuyor. Bunu bariz bir şekilde gördüğüm Scala takımı da fırtınalı bir başlangıçtan sonra (3-0 barca ve ardından 3-0 fb maçları) aynı fırtınayla kayboluvermişti. Futbol yazarı tabiriyle arkasına aldığı rüzgarın önüne geçmeye başlaması sezon başında verilen tüm emekleri geçersiz kılabiliyor, en üstte de bahsettiğim olası porto-kayseri maçı mağlubiyetleri nasıl bir ters etki yapar, şusterden hocalığı, gutinin doymuşluğu, Q7 nin parası .. herşey bir bir batar. Örnekleriyle yaşanmıştır.
Peki tam tersi; sözü getirmek istediğim nokta fenerbahçenin bu seneki avantajı(bence), lanet olası “hava”nın önünde hem de tüm gücüyle geri itmesi, hoca, oyuncu, yönetim, çoğunlukla avrupa kupası elemesi ve lige kötü başlangıçla gelen olumsuzluk, yapılan bütün hamlelerin yanlışlığını kör göze sokarcasına gösterdi ve kocamanın yerine kim gelir? Diye düşünürken, fb yönetimi hiç beklenmedik, sportif anlayışımıza ters bir hareket yaptı; “arkasındayız” dedi ve sözünü tuttu. Ligde alınan sonuçlarla “hava”nın olumsuzluğunu, skor başarısı, yönetim sessizliği ve uyumuyla geliştirerek ilerlemeye devam ediyor. Bekleyen en önemli tehlike ise bu haftaki derbi maçı: pek hoşa gitmesede Şusterin fenerbahçe için kullandığı sözü yineleyeceğim burada,”yaralı bir hayvan” acısı çeken rakiplerinin ilacı da kuşkusuz kendileri. İlginçtir hoca kovmayla yerine koyulan alt takım antrenörüyle alınan garip başarılı sonuçlara da sahip bir ligiz: (bkz: cevat güler ve turhan sofuoğlu). Ve yine her iki takıma da yaramayan bu maç, gerek stadyum olayları, gerekse saha içindeki; özellikle son dakikalardaki kısa gerilim filmi tadı. 08-09 sezonundaki Sami Yendeki maç ve çıkan olaylar, 4 kırmızı kart: maçın skoruyla beraber, çıkan kartları da görünce yanımdaki renkdaşıma dönüp “şampiyonluğumuz hayırlı olsun!” diyerek tebrik etmiştik birbirimizi
Şimdi çıkış zamanı. İşten maç havasına geçip, takımımızın sevinç/hüzün ekseninde beni nereye koyacağını bekleyemeye gidiyorum.
Mağlup da olsa bu takım, bunu kabullenmediğini gösterecek olmasından eminim. Trabzonspor maçındaki gibi. rasgele..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mr fourth quarter

Büyükler için Masal ( + 18' den - 5 'e )