Yüksek Gerilim

Blogger’ı siyasetten uzak tutmak gerek, zaten kapalı kendisi kanunlarca. Ama bir kere kalemi kırılmış birine ikinci cezayı kessen ne olur ki? O zaman gelsin;

Al işte yine aynısı oldu. Yine “barış” dediler, kelime manşetlere düşmeden bombalar düştü. Bu aralar çok Banu Avar okuduğumdan mıdır nedir bilmem ama bu “devrimlere” bakış açım daha geniş bir perspektif kazandı. Ben ilk defa bir ülkenin Cuma namazlarıyla devrildiğini gördüm. Önce wikileaks dediler, Tunus’a saldırdılar. Polis kalkanları indirdi, asker kışlasından çıkmadı, biri kendini yaktı (belki de delinin biriydi), vatandaş bakanlıkları yağmaladı hükümet kaçtı. Adını Yasemin koydular “devrimin”. Şimdi keyifleri yerinde, havalimanlarına günde kaç tane ABD uçağı iniyordur sayamam inanın ki.

Sonra Tahrir Meydanı diye bir yer varmış Kahire’de, oranın varlığını keşfetti birileri. Haftalar boyunca insanlar orada yattı kalktı ve sonunda 25 yıllık Man Utd teknik direktörü Alex Fergusonun bile tüylerini ürperten olay gerçekleşti ve Mübarek onlarca yıl sonra istifa etti. Tabi bu da “halkın iradesi” ile gerçekleşti.

Şimdi aynı dalganın bir yandan yemişi Libya’da oluyor. Milis güçler tıkandığı yerde kendileri bile farkına varmadan Avrupanın ittifakı oldular. Ben oradan dalganın domino taşı misali yıkılarak Suriyeden sonra Diyarbakıra ulaşacağını düşünmekteyim. Acaba o zaman “halkına zulüm eden Kaddafi” sıfatını bizlerden kime giydirecekler? Ama eminim ki sınırları çizdiklerinde duvarın diğer tarafından bizleri “kötü adam” olarak gösterecek birileri olacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mr fourth quarter

Büyükler için Masal ( + 18' den - 5 'e )