ab-ı hayat bölüm 3

Adı aşk olan bir eylemden sonra bunun ağır yükünü çekmiş herhangi bir insanın mantıklı , akıllıca adım atmasının ne bir ihtimali , ne de bir beklentisi oluşur. Akla gelecek en akıllıca cümle belki unuturum onu diye başlar , hayat devam ediyor diye manasız cümlelerle devam eder. Akıl hep var olan eskilerde , ruh esrik bir halde etrafında olan biteni toz bulutu şeklinde kanıksamakta, zaman ise sadece iyiye ait bir işaretin habercisi olarak saygı duyulacak bir kavram olarak ortada durmaktadır. Kısacası belki unuturum diye başlayan cümle beyin ile kalbin ortak düşüncesi olarak ortaya çıkıyorsa , tekrar neden olmasın diye sarfedilen cümle vücudunun her hücresinden dile gelen ve zamana karşı yapılan bir temenniyi , zamana olan güveni anlatır. Dünyaya bi noktalar bütünü olarak bakan ben bu noktalar bütününde var olan bir noktayı insan olarak kabul edersem , hemen yanıbaşında mutlaka ama mutlaka bir nokta olacağını da kabul etmek durumunda kalmış oluyorum. Ne olursan ol yanında nokta olmadan zamanı tüketmenin bir manası yoktu işte işin özü.

Not defterine yukarıdaki cümleleri yazdıktan sonra attığı mesajı düşünüp kendinle olan çelişkisini düşünmeye başladı. Nikotinin ve kafeinin katkısı olur umudu ile muhteşem üçlüyü tamamladı ama onların da iş gönül muhabbeti olunca çıkar yolu buldurma konusunda bir faydası yoktu. Pişman olsa ne yazardı ki , tren çoktan adapazarı sınırlarını geçmiş yavaş yavaş Eskişehir istikametine doğru hareketine devam ediyordu. İşte bazen anlık karar vermek sonrasında günlerce garip düşüncelere dalmanın sebebi oluverirdi. Anlık karar vermek öyle böyle güç istemez , sonrasında arkana bile dönüp bakmamayı gerektirir. Sanırım daha bir kaç saat içerisinde yaşanan bu olay en önemli tecrübe ve anlık karar aforizmalarını kenara not etmeye zorladı , şimdi önemli olan hangi cümleyi kullanacağı idi ; "belki unuturum diye mi başlayacak yoksa zamanın kendisine bir hediye sunmasını mı bekleyecekti , ama ne olursa olsun anlatacağı en kesin şey dünyada çekilen en ortak acı olan duygu çarpması idi.
Bu sırada işgüzar iç ses : "Bu dakikadan sonra yapılacak en absürt şeyi yapmak icap ederdi bu çelişkilerin üzerine , hadi çık dışarıya 3 kürt böreği kestir börekçiye üzerine bol pudra şekeri , İstanbul'a gelip bunu da yapmadım demezsin işte. "

Bazen bir şehre ne kadar yabancı olsanızda an gelir sokağa çıkmak için bile olsa o şehre ait olduğunuza dair kendinize yalan söylemek istersiniz. Şehir üzerine üzerine gelirken aslında sıradan ve pek aramadığınız bir eylemi bu şehirde yapmaktan seviyorum diye yalanınızı kendi kendinize bir fikir olarak ortaya koyup sağınızda,solunuzda var olan insaları da bununla kandırmaya çalışırsınız. Kayseri'de var olan yalan ise balkonda Erciyes dağını izleyip balkonunda birkaç sıvı tüketimini meyletmekten ve Erciyes üzerinde var olan ve hiç kaybolmayan beyaz örtüyü izlemekti. Yalan olduğunu bilse bile yapacak oeylemlerin standartlığı ve azlığı bu durumu ortaya çıkarmıştı işte , sorgulamaya gerek yok aynen devam diyerek kestirdi attı durumu. Akşam zaten böyle bir sohbeti planladığı için muhtemelen yapacağa eyleme kendini seviyorum kandırmaları ile hazırlıyordu. Olsun en nihayetinde zaman geçmesi için biraz insan yüzüne, biraz muhabbete ,biraz dedikoduya , biraz alkole ve güzel olup olmadığı tartışılacak bir manzaraya ihtiyacı vardı. Her allahın günü televizyonda gördüpü nba oyuncularından dost olmayacaktı en nihayetinde,onlarla paylaşımda bulunmayıp,Jack Nicholson ile bir lakers maçı sonrası kendini O.C. County'de bulmayacaktı elbette. Sanırım üniversite hayatının da aslında en güzel taraflarından birisi buydu ; zaman kavramı olmadan yapılan yüksek sesli muhabbetler ve alışkanlık haline gelen komşu şikayetleri. Haftada 2 gün gerçekleşmezse bir hobisini kaybetmiş gibi hissediyordu sanki. Öğrenci evlerine karşı her zaman duruş gösteren amcaların eline böyle koz vermeliydi ki tartışmanın bir anlamı çıksın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mr fourth quarter

Büyükler için Masal ( + 18' den - 5 'e )